Yeşilçam filmlerini sevmeyen var mı gerçekten ya? Varsa çıkmasın karşıma. O filmler nasıl sevilmez abi, aşk, dram, dostluk, kardeşlik, her şey onlarda var.. Usta sanatçılarımız öyle oynuyor ki o filmlerde, iki sevgiliyi oynuyorlarsa gerçekten birbirlerine aşık gibi bakıyorlar, iki dostu oynuyorlarsa gerçekten dost gibi sıcaklar. Erkeklerimiz tam birer beyefendi, (arada aşık oldukları kadınları tokatlıyolardı ama eskiden pis fikirli kimse yoktu, özenmiyorlardı. Bir suç işlediklerinde bak işte o filmden öğrendim o da ona tokat atıyordu! diye kötülüklerini o sahnenin arkasına saklamıyorlardı. Herkes onun kötü bir şey olduğunu biliyordu.) Neyse, kadınlarımız tam birer hanımefendi.. O kadar kibar ve güzeller ki her izlediğimde hayran kalıyorum… Keşke o zamanlarda yaşayan bir oyuncu olsaydım ve Ediz Hun ile romantik bir aşk filmimiz olsaydı, Bol dramlı olsaydı ama ben haklı olsaydım, izleyenler falan ohh kadın iyi yaptı deselerdi, Ediz Hun peşimden koşsaydı, ben naz yapsaydım.. Türkan Şoray’la abla kardeş oynasaydım mesela bir filmde, Münir Özkul ve Adile Naşit’in kızları olsaydım, Itır Esen’in zengin kankası olsaydım, Hababam Sınıfı’ndaki çatlak kızlardan biri olsaydım, Hulusi Kentmen’in mirasyedi torunu olsaydım.. Ahh ahh.. Doğru insan olarak ama çok yanlış zamanda dünyaya gelmişim.. Bir evim olsun istiyorum, televizyonun yanında uzunca bir rafım olsun üzeri Yeşilcam film CD’leri ile dolu olsun.. Şimdi Allah var bazı sahnelerine çok gülüyorum (Türkan Şoray ağlarken birden Ediz Hun’un elini öpmeye başlıyor, iki aşık kavuşmuş yani güzel bir sahne ama komiğime gidiyor durup durup mucuk mucuk öpmesi hehe 🙂 ) Bazen ağlatıyor, sonra aniden güldürüyor, AVM içlerindeki çocuk treni gibi, seni alıyor götürüyor gezdiriyor, aldığı yere geri getirip bırakıyor öyle etkisi var bu filmlerin.. O şıklıklar, o zerafet… Çoğu ülkenin asla sahip olamayacağı güzelliklere sahibiz gerçekten.. Çocuklarıma gururla izletebileceğim harika filmler… O yoğun ve uzun kirpikler, kabarık krepli saçlar, beyefendilerin kulakları kapatan uzun saçları, harika takım kıyafetleri, sabah uyanma sahnelerindeki o parlak rujlu yoğun makyajlı halleri, şömineli evleri… Birbirinden nefret eden iki karakterin bile birbirine saygılı ve seviyeli davranması, dans eden çiftlerin birbirlerine gerçekten aşık gibi bakması, komedyenlerin küfür dahi etmeden güldürebilmesi, aşkın en saf hali, genelde karakterlerin aniden yatalak olması ya da ince hastalığa tutulmuş olması, sevdiklerini üzmemek için de ondan saklamaları, kendinden nefret ettirmek için kötü karaktere bürünmeleri, başına kanlı bir olay gelecek karakterin mutlaka beyaz elbise veya gömlek giymesi, karakterin bir daha asla yürüyemicek oluşunu kapı arasından duyması… Bunlar çok mükemmel detaylar, çoğu filmde aynı olan fakat her seferinde hoşumuza giden şeyler… Bunlar, bu filmler, gerçekten mükemmel ötesi filmler… ❤
Yeşilçam’ın güzel film kokuları…
